Koronavirüs Hastalığı (COVID-19), oldukça fazla yıkıma neden olan enfeksiyonun adıdır. İlk olarak Aralık 2019’da Wuhan’da (Çin) ortaya çıkan insan solunum sistemini tehlikeye atan bir patojendir. Başlangıçta, COVID-19 pnömoni (zatürre) olarak teşhis edildi, ancak araştırmalar virüsün yarasa kökeninden kaynaklandığı sonucuna varıncaya kadar etiyolojisi (nedeni) hakkında net bir anlayış yoktu. 7 Ocak’ta teyit edildi ki, COVID-19, yarasa koronavirüsleriyle % 95 benzerliğe sahipti. Zamanla COVID-19, yaygın etkileri ve insandan insana bulaşma yolu nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 11 Şubat 2020’de pandemi olarak adlandırıldı. Bu nedenle, virüsün hızlı ve küresel şekilde bulaşması, dünya çapında vakaların ‘tsunamisine’ neden oldu. Dünya Sağlık Örgütü’nün 7 Mart 2021 tarihli güncel raporuna göre dünyada 223 ülkede 116.135.492 COVID-19 tanılı kişi ve 2.581.976 ölüm bildirilmiştir. COVID-19, kardiyopulmoner tutulumla ateş, öksürük ve yorgunluk gibi birçok belirtiye neden olmaktadır. Daha şiddetli vakalarda balgam üretimi, baş ağrısı, hemoptizi (kanlı balgam), ishal, dispne (nefes darlığı) ve lenfopeni (lenfosit sayısının azlığı) de bildirilmiştir. COVID-19’un kas-iskelet sistemini üzerine etkisi kaşeksi veya sarkopeni (kas kaybı) gibi durumlara yol açan miyaljiler (yani kas ağrıları) olarak görülmektedir. Yukarıda listelenen durumlar, kas-iskelet sistemi üzerinde ciddi etkilere yol açara ve kas iskelet sistemi sorunlarına hatta bazı senaryolarda ölüme bile neden olabilir. Yine de araştırmalar, hastanede kalış süresi boyunca ve sonrasında doğru fizik tedavi ile her iki koşulun da önlenebileceğini ileri sürmektedir.
COVID-19’un kas iskelet sistemi üzerine doğrudan etkileri:
COVID-19’un kas-iskelet sistemi üzerindeki doğrudan etkileri, virüsün hastanın kas-iskelet sistemini aktif olarak nasıl etkilediğine bağlıdır. COVID-19 esas olarak solunum yolunu ve damar sistemi ile tüm vücut yapılarını. Bu nedenle, kana erişim, virüsün vücutta dolaşarak diğer sistemlere zarar vermesine ve miyalji, kas kaybı, miyasteni (kas ve sinir kavşağındaki iletim bozukluğu) ve yorgunluk gibi bulguların ortaya çıkmasına ortam hazırlar. Vakaların dörtte biri ilâ yarısında miyalji ve miyasteniler bildirilmiştir. Bu bulgular, kişi hastalıkla savaşırken sadece geçici etkilere sahip değildir, hastalık sırasında ve hemen sonrasında müdahale edilmediğinde kaşeksi veya sarkopeni gibi durumlara dönüşebilir. Kaşeksi kas kaybıyla, sarkopeni ise kas dokusu kaybına bağlı kas fonksiyon kaybı ile gelişir ve mutlaka en erken dönemde uygun fizik tedavi yöntemleri ile bu kayıpların kalıcı hâle gelmeden önlenmesi gerekir.
COVID-19’un kas iskelet sistemi üzerine dolaylı etkileri:
COVID-19 pandemisi sırasında uygulanan mecburi “evde kal” kısıtlamaları, herkesi daha az hareketli hatta neredeyse hareketsiz bir yaşama itmiştir. Evde kal kısıtlamaları, virüsün bulaşmasını azaltmak için gerekli ve önemli bir adımdır, ancak bu durum bazı temel sorunlara da ortam hazırlamaktadır:
- Kronik hastalığı olan kişilerin çekinceleri nedeniyle olağan kontrollerine gitmemeleri, tıbbı tedavilerine ek olarak önerilen hareketli yaşam /egzersiz ve sağlıklı beslenmeden oluşan yaşam tarzından giderek uzaklaşmaları kronik hastalıkların olumsuz etkilerini daha da artırmaktadır. Her yıl kronik hastalıklarından 14 milyon kişinin hayatını kaybettiği düşünülürse, kronik hastalıkların COVID-19’dan çok daha fazla can aldığı ve tehlikeli olduğu söylenebilir.
- Sağlıklı kişilerde ise pandemi kısıtlamalarına bağlı süreç şu an belirsiz bir şekilde ilerlemektedir. Hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme kronik hastalıklara zemin hazırlamakta, kalp-damar sağlığı ile birlikte kas-iskelet sistemi üzerinde de kara bulutların dolaşmasına neden olmaktadır.
- 65 yaş üstü için ise hem kronik hastalıklar hem de Alzheimer ile savaşta en büyük silahımız olan hareket/egzersiz de pandemi kısıtlamalarından olumsuz etkilendi.
Kaslar kullanılmadığında yani hareket etmediğimizde/ egzersiz yapmadığımızda/ yürümediğimizde bunun bazı olumsuz sonuçları vardır. Hareketsiz yaşam ve uzun süre sabit pozisyonda oturma başta yüksek tansiyon olmak üzere çok sayıda kanserle bizi karşı karşıya getirmektedir. Yüksek kan basıncı yani bilinen adıyla yüksek tansiyon kalp krizi, felç, böbrek hastalıkları ve kalp yetmezliği gibi hastalıklara yol açmaktadır. Hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme ile gelişen obezite de, COVID-19 pandemisinin bizi zorlayacağı başka bir konu olacağa benziyor. Obezite, birçok kanser tipinin ortaya çıkmasına neden olan önlenebilir bir hastalıktır. Yetişkinlerde kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri 4, kansere bağlı ölümleri ise 2 kat artırmaktadır. Her yıl üç milyona yakın kişi obeziteye bağlı gelişen hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. 8 ve 20 yaşlarında yaşıtlarına göre kilolu olan çocukların felç geçirme riskinin % 71 oranında arttığı düşünülürse, çevrimiçi eğitim ve kısıtlamalar nedeniyle çocuklarımızın da çok büyük risk altında olduğu kaçınılmaz bir gerçek gibi duruyor. Hareket etmediğimizde yani kaslarımızı kullanmadığımızda, egzersiz yani irisin hormonu azalmaya başlıyor. İrisin yokluğu ya da azlığı, yeni sinir bağlantıları oluşturma yeteneğini azaltır, bellek işlev kapasitesini düşürür. Yapılan çalışmalar, irisin hormon seviyesindeki bu azalmanın Alzheimer tipi hastalıklara ortam oluşturduğunu; yaşamı boyunca düşük fiziksel aktiviteye seviyesine sahip kişilerin, düşük irisin seviyesine sahip olduklarını ve bunun da Alzheimer hastalığının gelişimine neden olan etmenlerden birisi olduğunu göstermektedir. Türkiye’de 300 bin civarında Alzheimer hastası olduğu düşünülmektedir. Hareketsiz genç nüfusun 30-40 yıl sonra Alzheimer ile karşı karşıya kalması çok uzak görünmüyor. Alzheimer ile savaşta irisin seviyesinin hareket ile korunması, dengeli beslenme, sigara ve alkol tüketilmemesi önerilmektedir.
COVID-19 akut döneminde fizyoterapinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi ve en uygun fizyoterapi yaklaşımının seçimi çok önemlidir. Bu konuda ulusal ve uluslararası çok sayıda tıbbi rehber yayımlanmış, fizyoterapinin uygulanacağı ve uygulanamayacağı durumlar net bir şekilde bu rehberlerde tanımlanmıştır. Hem hastaların COVID-19’a bağlı yoğun bakım ve hastaneden taburculuk sonrasından hem de sağlıklı kişilerin uygulanan mecburi “evde kal” kısıtlamalarından en az hasarla çıkabilmesi için yaşam tarzı değişimlerine ihtiyaç kaçınılmaz görünmektedir. Sağlıklı beslenme, kaliteli 8 saatlik uyku, duygudurum ve düzenli egzersiz günümüzün sağlıklı yaşam çerçevesini oluşturmaktadır.
Zor bir süreçten geçiyoruz. Sosyal mesafemizi koruyarak, maske kullanarak ve temizliğimize dikkat ederek küresel salgından kendimizi ve sevdiklerimizi koruyarak çıkabiliriz. Pandeminin getirisi bu mecburi kısıtlamaları sağlıklı yaşama adım atarak değerlendirebiliriz. Sağlık beslenebiliriz, her gün egzersiz yapabiliriz, mutlu olacağımız aktivitelerle uğraşabiliriz, bol su tüketebiliriz, daha az televizyon izleyip bol kitap okuyabiliriz ve en az sekiz saat uyuyabiliriz. Sağlık durumunuza uygun egzersiz planlamanız için fizyoterapiste, sağlıklı beslenme planınız için diyetisyene, kaliteli uyku ve olumlu duygu-durum için psikiyatriste/psikoloğa başvurun.
Saygı ve sevgi ile.

